Bilgilendirme: Kurulum ve veri kapsamındaki çalışmalar devam etmektedir. Göstereceğiniz anlayış için teşekkür ederiz.
 

TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12294/1673

Browse

Recent Submissions

Now showing 1 - 20 of 951
  • Article
    Study of D+ → K-Π+e+νe
    (2025) Bengü, Devran
    Günümüzde mekânsal tasarım, yalnızca fiziksel çevre düzenlemesi olmaktan çıkarak, toplumsal ilişkilerin ve kolektif değerlerin yeniden örgütlendiği karmaşık bir alan haline gelmiştir. Mevcut literatürde demokratik tasarım genellikle katılım ve yönetişim süreçleriyle sınırlı kalmakta, yaratıcı ve eylemsel kapasitesi yeterince ele alınmamaktadır. Bu çalışma, söz konusu kısıtlılığı aşmayı hedefleyerek, demokratik mekânsal tasarımı \"radikal hayal gücü\" ve \"dönüştürücü umut\" kavramları aracılığıyla yeniden düşünmekte ve çok katmanlı normatif bir model önermektedir. Makale, mekân kuramı, planlama teorisi ve eleştirel pedagoji literatürlerini sentezleyerek özgün bir kuramsal çerçeve sunar. Çalışmanın temelinde, mevcut sosyo-mekânsal düzenin sınırlarını aşarak alternatifleri tahayyül etmeyi sağlayan radikal hayal gücü ve bu tahayyülleri kolektif eyleme dönüştüren dönüştürücü umut kavramları yer alır. Bu kavramlara dayanarak, katılımcılık, dayanışma, sürdürülebilirlik/erişilebilirlik ve müşterek üretkenlik olmak üzere dört temel demokratik mekânsal tasarım normu yapılandırılmıştır. Makale, bu normların yalnızca ilkesel düzeyde kalmayıp, kavramsal araçlarla nasıl bütünleşik çalıştığını ve mekânsal pratiklerde gözlemlenebilir göstergelere nasıl dönüştüğünü sistematik olarak analiz eder. Geliştirilen model, normların birbirini tamamlayıcı işleyişini kuramsal tutarlılıkla birleştirir, radikal hayal gücü ve dönüştürücü umudu eşzamanlı olarak modele entegre eder ve ampirik araştırmalarla test edilebilir bir yapı sunar. Bu yönüyle çalışma, demokratik mekânsal tasarımın yaratıcı, eylemsel ve dönüştürücü potansiyelini vurgulayarak, literatüre önemli bir katkı sağlamaktadır.
  • Other
    Sigortacılık Sektöründe
    (2025) Görgülüer, Gizem; Yağcıoğlu, Songül Aydın
    Yapılan çalışmada, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kütüphanesinde 36518 numara ile kayıtlı şiir mecmuasında Gevherî’ye atfedilen şiirler, şairin Şükrü Elçin tarafından hazırlanan Divan’ındaki şiirlerle karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Mecmuada “Gevherî” mahlaslı sekiz şiir bulunmaktadır. Yapılan araştırma sonucu bu şiirlerden ikisinin şairin Divan’ında bulunmadığı, altı şiirin ise dörtlük, mısra ve kelime bazında Divan’daki şiirlerinden farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Mecmuadaki bu şiirlerde başlık biçiminde “Gevherî” yazıyor olması, mahlasın bulunması ve yine bu sekiz şiirden altısının şairin Divan’ında yer alması, bilinmeyen iki şiirin de Gevherî’ye ait olduğunu ortaya koymaktadır. Yapılan bu çalışmada Gevherî’ye ait olduğu tespit edilen bu iki şiir ile farklılık gösteren altı şiir transkribe edilmiş ve şairin Divan’ında bulunmayan iki şiir tematik bakımdan ve şekil bakımından ayrıca değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonunda şiirlerin tıpkıbasımı verilmiştir.
  • Article
    Observation of Χcj → 4ks0
    (2025) Bengü, Devran
    Bu çalışma, demokratik mekân tasarımına fenomenolojik bir yaklaşım benimseyerek, mekânın yalnızca deneyimlenen bir alan olarak değil, aynı zamanda mekânsallığın çok boyutlu dinamikleri aracılığıyla da anlaşılması gerektiğini öne sürmektedir. Bu bağlamda mekânsallık, bireyler ve topluluklar tarafından şekillendirilen aidiyet, sosyal etkileşimler, kültürel hafıza ve iletişim süreçlerini kapsayan dinamik bir yapı olarak görülmektedir. Fenomenoloji, mekânın bireyler üzerindeki etkisini anlamak için bir araç olmanın yanı sıra, demokratik değerleri güçlendiren mekânsal normlar ve yaklaşımlar geliştirmek için de bir temel oluşturmaktadır. Makale, mekânsallığın farklı boyutlarının demokratik değerlere nasıl katkıda bulunduğunu incelemektedir. İlk bölüm, mekânsallık ve demokrasi arasındaki ilişkiyi Foucault, Lefebvre, Massey ve Merleau-Ponty gibi teorisyenlerin bakış açılarıyla temellendirmektedir. İkinci bölüm, mekânsallığın öznel, sosyal, kültürel ve iletişimsel boyutlarını ve bunların dinamiklerini sunmaktadır. Üçüncü bölüm, fenomenolojik yöntemlerin demokratik mekân tasarımını geliştirmek için bu dinamikleri nasıl analiz edebileceğini göstermektedir. Sonuç olarak bu çalışma, mekânsal deneyimlere dayalı çok boyutlu bir perspektif geliştirmeyi amaçlayan gelecekteki araştırmalar için teorik bir temel sağlamaktadır. Bu yaklaşım, öznelliğin, sosyal etkileşimin, kültürel değerlerin ve iletişimin demokratik mekân tasarımına dâhil edilmesinin, mekânın demokratik işlevselliğini güçlendirebileceğini öne sürmektedir.
  • Article
    Observation of J/Ψ → Γηπ0
    (2022) Guzel, Serda
    Mrs. Dalloway (1992) romanı ölüm, bireyin kendini yetersiz ve anlamsız hissetmesi ile travmanın yarattığı ruhsal sorunların insan hayatında ne gibi sonuçlar doğurduğuna odaklanmaktadır. Roman Mrs. Dalloway’ın verdiği parti hazırlıklarıyla başlar. Romanın başlarında iki önemli olgu göze çarpmaktadır ve bu kavramlar parti kavramı ve savaş algısıdır. Parti kavramı sıradan hayatın sıradan, mutluluk hallerini temsil etmektedir. 1. Dünya Savaşından sonra oluşan travmaların insan hayatına etkilerini romanda görmekteyiz. Septimus Smith karakteri savaş mağduru olarak tasvir edilmektedir ve bu bağlamda ölümü, hayattan kopuşu çağrıştırmaktadır. Parti, savaş, ölüm, mutluluk kavramları romanın dilbilimsel dizgisinde iç içe geçmiştir ve bu zıt kavramlar olarak adlandıracağımız kelimeler romanın manik depresif dil inşasını ve anlamını yaratmaktadır. Karakterlerin iç dünyalarında yaşadığı yolculuklar bilinç akımı tekniği kullanılarak yansıltılmıştır. Buna bağlı olarak bipolar bozukluğun, depresyonun, manik depresif hastalıkların romanda dilsel davranışlarla nasıl yansıtıldığı bu makalenin amaçlarından biridir. Çalışma nitel bir çalışmadır, metin analizi ve söylem analizi makalede kullanılan yöntemlerdir. Okuyucu olarak, Clarissa Dalloway ve Septimus karakterlerinin ruhsal hastalıkları ve sancılarını karakterlerin iç monologlarında ve diyaloglarında görmekteyiz. Bu çalışmada, yazarın dilbilimsel davranışları sözcük ve cümle bağlamında incelenerek romanda inşa edilen manik depresif dil olgusu araştırılacaktır. Yürütülen araştırma sonucunda ulaşılan bulgulardan birisi, ataerkil toplum ve düzen, aynı bağlamda uzantısı olan militarist ideoloji ve söylem romandaki karakterlerin travmatik hayat yaşamasına neden olan durumlardır.
  • Article
    Observation of Η′ → Π+π-Μ+μ
    (2023) Akkaya, Murat
    Dolarizasyon; bir ülkenin iki para birimini, yani yerel para birimini ve daha güçlü bir para birimini kullanmaya karar verme sürecidir ve genellikle yüksek enflasyon ve döviz kuru oynaklığı geçmişi olan ülkelerde meydana gelmektedir. Türkiye ekonomisinde 1960'ların sonu ve 1970'lerin başında başlayan dolarizasyon süreci 1994 ve 2001 krizi sonrasında sürekli hale gelmiştir. 2002 - 2013 döneminde oluşan politik ve ekonomik istikrar sonucunda çok büyük oranda düşmesine rağmen özellikle 2018 Ağustos’unda yaşanan kur atağı sonrasında zirveye ulaşmıştır. Bu çalışmanın amacı Türkiye ekonomisinde kronik bir sorun olan dolarizasyon sürecini etkileyen ve yönlendiren makroekonomik ve finansal değişkenlerin Vektör Otoregresyon modeli ile analiz edilmesidir. 21 Aralık 2021 tarihinde halen kullanılan Kur Korumalı Mevduat sistemine geçilmiştir. Bu nedenle 2022 yılı çalışmadan çıkarılmıştır. Oluşturulan model anlamlı çıkmıştır. Bankacılık Sektörü Kredi Hacmi, Dış Ticaret Dengesi, İmalat Sanayi Kapasite Kullanım Oranı, Reel Döviz Kuru, ABD Doları/Türk Lirası Kuru, ABD 10 Yıllık Tahvil Faizi ve Yurtdışı Yerleşiklerin Hisse Senedi Portföyü değişkenlerinin gecikmeli değerleri anlamlıdır ve Türkiye ekonomisinde dolarizasyon sürecini etkilemektedir.
  • Article
    Observation of Λc+ → Nks0π+
    (2022) Solak, Hatice; Görmüş, Z. Işık Solak; Koca, Raviye Özen; Gültekin, Burcu; Çağlıyan, Hande
    Amaç: Morfin, kronik ağrı tedavisinde tercih edilen opioidlerdendir. Tekrarlayan kullanımı bağımlılığa neden olabilir. Opioid bağımlılığının kalp kontraksiyonuna olan etkilerini araştırmak amacıyla deneysel morfin bağımlılığı/yoksunluğu oluşturulan sıçanlarda miyokardiyal kontraktilite/histolojik değişiklikler araştırıldı. Gereçler ve Yöntem: Resmi olarak 28.05.2021’de tamamlanan çalışmada kullanılan 32 yetişkin erkek Wistar albino sıçan, Kontrol(C), Morfin(M), Morfin+Nalokson(MN) gruplarına ayrıldı. GrupC’ye 10mg/kg %0,9 NaCl, GrupM'ye 10mg/kg morfin 7 gün subkutan uygulandı. Son morfin uygulamasından sonra C-M gruplarına 3mg/kg NaCl, GrupMN’ye 3mg/kg nalokson intraperitoneal verildi. 30dk morfin yoksunluğu belirtileri puanlandı. 3-4mm atriyum şeritleri izole organ banyosu haznelerine asıldı. 2g gerimle adrenalin kaynaklı kasılmalar(0,001M) gözlemlendi. Gerim değişiklikleri kaydedildi. İstatistiksel analizde SAS University Edition 9.4 programı kullanıldı. Bulgular: MN grubunda morfin yoksunluğu davranışları gözlendi. GrupM-MN’de adrenalin öncesi gerim değerleri GrupC’ye göre daha yüksekti. Adrenalin kaynaklı verilerden 15 dakika öncesi/sonrası kasılmadaki en büyük artış GrupC’de tesbit edildi. Sonuç: Morfin bağımlılığı-yoksunluğu, sıçanlarda inotropik/kronotropik etkilerde değişikliğe neden olmadı. Mast hücrelerinde histolojik farklılık gözlenmedi. Çalışma morfin bağımlılarında, sistem analizi açısından kalp için olumlu bir kaynak oluşturabilir .
  • Book Review
    Norbert Elias and Her Sociology
    (2023) Melda, Karakuş
  • Article
    Menâkıbnâmelerde Yasak Motifi
    (2018) Gürünlü, Meltem
    Finansal gelişme, ekonomik gelişmenin temel bir parçasıdır. Finansman ve büyüme arasındaki bağlantıyı kurmak için girişimciliğin ve inovasyonun finansmanı kritik öneme sahiptir. Ancak, gelişmekte olan piyasalarda girişimciler ve inovasyonlar için fon bulmada kısıtlar vardır. Çünkü bu ülkelerde, genel olarak, kredi açığı çok yüksek olup, sermaye kaynaklarına ihtiyaç duyan daha fazla sayıda küçük firma yer almaktadır. Bu makale gelişmekte olan piyasalardaki kredi açığının daraltılması için yeni metodolojilere odaklanmaktadır. Bu bağlamda, kalkınma sürecinde bankaların rolü ve kredilerin kullanılabilirliğini iyileştirmek için gerekli politika önlemleri, alternatif bir finansman biçimi olarak mikrofinans, geleneksel bankacılıktaki kredi kısıtlarına hitap eden finansal teknolojiler (FinTech) ve oyun değiştirme potansiyeline sahip yeni bir finansal aracılık çeşidi olarak kitlesel fonlama üzerinde durulacaktır. Ayrıca, gelişmekte olan piyasalarda özel sermaye pazarları (girişim sermayesi fonları ve iş melekleri) aracılığı ile yeni girişimler için dışsal finansman sağlanması üzerinde de durulmaktadır.
  • Article
    Papulosquamous Annular Diseases
    (2024) Ince, Nevin; Sungur, Mehmet Ali; Öztürk, C. Elif; Yekenkurul, Dilek; Yıldırım, Mustafa; Unlu, Elif Nisa; Cakir, Yasemin
    Amaç: Aralık 2019’da ortaya çıkan ve tüm dünyada pandemiye sebep olan yeni coronavirüs 19 hastalığı (COVID-19), iki yıldan uzun süredir tüm dünyada milyonlarca insanı enfekte etmiştir. Bu çalışmada, COVID-19 tanısı ile hastanede yatan hastaların yatış süresine etki eden faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya Mart-Haziran 2020 tarihleri arasında enfeksiyon hastalıkları servisinde yatan COVID-19 tanılı hastalar dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, vital bulguları, hemogram, üre, kreatin, C-reaktif protein (CRP), alanin aminotransferaz (ALT), aspartat transaminaz (AST), laktat dehidrojenaz (LDH), protrombin zamanı (PT), uluslararası normalleştirilmiş oran (INR), procalsitonin (pct), d-dimer, ferritin, troponin, nötrofil/lenfosit oranı (NLR) trombosit-lenfosit oranı (PLR), monosit-lenfosit oranı (MLR) ve ortalama trombosit hacmi (MPV)-lenfosit oranı (MPVLR), COVID-19 PCR, akciğer görüntüleme bulguları, tedavi ve hastane yatış süreleri retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması 56,51±15,48, kadın erkek oranı 1/1, ortalama yatış süresi 7,58±3,35 gündü. DM, HT ve malignitesi olan hastalarda, favipravir, enoksaparin ve vitamin C desteği alan hastalarda daha uzun hastane yatışı olduğu, uzun süre hastane yatışı olan hastalarda ateş, pct, AST, LDH değerlerinin kısa yatış süresi olan hastalara göre daha yüksek olduğu saptandı. Lenfosit sayısı ve yüzdesi, NLR, monosit sayısı ve MPV/lenfosit oranı yedi günden uzun süre yatan hastalarda anlamlı derecede düşük bulundu. Sonuç: Hastaneye başvuru şikayetlerinin yatış süresini öngörmede etkisiz olduğu saptandı.
  • Article
    Search for the Decay Ds+ → Γe + Νe
    (2025) Cengiz, Aytül Ayşe; İnan, Arzu; Remziye, Kolcu
    Disiplinci iktidarın yalnızca zorlayıcı değil, aynı zamanda rıza üretimi yoluyla işleyen bir iktidar biçimi olduğunu varsayan bu çalışma, Türkiye’deki açık cezaevlerinde mahpus-işçi olarak çalışmış iki eski mahkûmun tanıklıkları aracılığıyla hapishanelerde uygulanan disipline etme pratiklerinin niteliğini ve etkilerini incelemektedir. Katılımcıların amaçlı örneklem yoluyla seçildiği görüşmeler, eleştirel söylem analizi yöntemiyle incelenmiştir. Hapishanelerde uygulanan gözetim, ödül-ceza mekanizmaları ve disiplin tekniklerinin iş yerlerindeki yönetim pratikleriyle yapısal düzeyde benzeşmesi; bireylerin her iki bağlamda da ekonomik birer özne olarak kurgulanmasına ilişkin bir tartışma zemini sunmakta ve bu yönüyle çalışmanın eleştirel yönetim literatürüne kuramsal katkı sağlaması hedeflenmektedir. Kimlikleri doğal, verili ve evrensel kabul etmek yerine kurumlar tarafından belli iktidar mekanizmaları içerisinde özneleştirme pratikleri ile kurulan öznel deneyimler olduğunu hapishane-beden ilişkisi üzerinden göstermeyi hedefleyen bu çalışma, eleştirel yönetim anlayışına alternatif öznellik biçimlerini düşünme yönünde bir katkı sunmayı amaçlamaktadır.
  • Article
    On the Grand Wiener Amalgam Spaces
    (2025) Toku, Aslı Burcu; Yılmaz, Seda Kalkan
    Sosyal medya platformlarının yükselişiyle beraber hayatımıza dahil olan ve satın alma kararlarımızı etkileyebilen fenomenler, markaların tüketicilere ulaşma yöntemlerini de etkilemiş ve zaman içerisinde bu fenomenler, markaların pazarlama stratejilerinde birer araç haline gelmiştir. Sosyal medya fenomenlerine bağlanmışlık, sosyal medya kullanıcılarının gönüllü olarak takip ettikleri influencerlar ile olan ilişkilerinin yoğunluğu olarak özetlenebilir. İnternet üzerinden plansız satın alım yapma ise tüketicilerin verdikleri anlık kararlar ile ortaya çıkan ve internet üzerinden gerçekleştirilen satın alımlar olarak ifade edilebilir. Sosyal medya fenomenlerine bağlanmışlık ile internetten plansız satın alma davranışı arasında ilişki olabileceği çalışmanın temel çıkış fikrini oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında ankete başvurulmuştur. 390 katılımcının dâhil olduğu ve amaçlı örnekleme türünün kullanıldığı araştırmada, katılımcıların sosyal medya platformlarını aktif olarak kullanıyor olmaları önem taşımaktadır. Araştırma bulgularına göre sosyal medya fenomenlerine bağlanmışlık ile internetten plansız satın alma arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki vardır. Bununla birlikte, sosyal medya fenomenlerine bağlanmışlığın moda, modelleme ve kaçış alt boyutları internet ortamında plansız satın alım yapma üzerinde pozitif yönde anlamlı bir etkiye sahiptir. Bağlanmışlık, tüketicilerin satın alma kararlarında rasyonel düşünceden uzaklaşarak, duygusal tepkilere dayalı hareket etmelerine neden olabilmektedir.
  • Article
    Observation of the Decays Χcj → Φφη
    (2022) Hastaoglu, Emre; Sarac, Meryem Goksel; Can, Pelin; Yalçınçıray, Özlem
    Peynir tozu gıda endüstrisinde emülgatör özelliği ile aroma arttırıcı, tuz ve katkı maddesi kullanımını azaltıcı etkilerinden dolayı son yıllarda sıklıkla kullanılmaktadır. Yapılan bu çalışmada püskürterek ve dondurarak (liyofize) kurutma yöntemleri ile kurutulmuş ve ticari olarak satılan peynir tozları ısıl işlem görmüş sucuğa katılarak sucuğun kalite ve duyusal özelliklerinde meydana gelen değişiklikler belirlenmiştir. Bu amaçla farklı yöntemlerle kurutulmuş peynir tozları kullanılarak üretilen ısıl işlem sucuk örnekleri yapılan ön denemeler ile optimize edilmiş ve %0.3 oranında sucuk hamuruna katılarak ısıl işlem görmüş sucuk üretimi gerçekleştirilmiştir. Üretim sonunda elde edilen sucuklara ait fizikokimyasal, biyoaktif, tekstürel ve duyusal değişiklikler kontrol grubu ile kıyaslanarak belirlenmiştir. Sucuklara farklı yöntemlerle kurutulmuş peynir tozu katılması ürünlerin tekstürel özelliklerinde ve fenolik içeriğinde istatistiksel olarak önemli artışlara sebep olurken tiyobarbütirik asit sayısında ve antioksidan aktivitesinde azalmaya neden olmuştur. Analizler sonucunda püskürterek kurutulmuş peynir tozunun daha etkin olduğu (P<0.05) belirlenmiştir. Buna rağmen çalışma sonucunda yapılan duyusal değerlendirmede sucuklara peynir tozu katılması, ürünün koku, tat ve genel beğeni değerinin istatistiksel olarak attırırken, renk ve görünüş özelliklerini değiştirmemiştir. Yapılan genel değerlendirme sonucunda ise sucuklara püskürtmeli kurutucuda hazırlanan peynir tozu eklenmesinin daha tercih edilebilir ürün oluşturduğu belirlenmiştir.
  • Article
    Metin Altıok Şiirinde Trajik İzler
    (2024) Sürücü, Lütfi; Yıkılmaz, Ibrahim; Baysal, Canan
    Purpose – This study aims to determine the mediating effect of revenge intention on the relationship between workplace mobbing and employee performance. Therefore, the study aims to understand the effects of negative work behaviors experienced in the work environment on employees and to determine in which situations the intention of revenge will arise in employees. Design/methodology/approach – The study was conducted using the survey method on the employees of two large shopping malls in Istanbul. The data obtained during the research process was analyzed using SPSS 27 and AMOS 22 package programs. Results – The results reveal that the job performance of the employees who are exposed to mobbing decreases and their revenge intentions increase. In addition, it has been determined that those who are exposed to mobbing are more likely to have revenge intentions, and this intention plays a mediating role by negatively affecting employee job performance. Discussion – The study contributes to the literature on newly developed concepts of revenge intention and mobbing. In addition, it is evaluated that the suggestions presented within the scope of empirical findings will increase the awareness of enterprises to provide a healthy work environment to their employees.
  • Article
    Observation of A00(980)-F0(980) Mixing
    (2024) Yazıcı, Hülya; Odemis, Demet Akdeniz; Cirak, Nurcan
    Amaç: DICER1 ve BAFF geni mutasyonlarının T hücreli lenfoma progresyo- nunda etkili olduğu bilinmektedir. Bu durum B hücreli lenfomaların prog- resyonunda da DICER1 ve BAFF genlerinin rolünün olabileceğini düşündür- müştür. DICER1 ve BAFF geninin ekspresyon ve mutasyonlarını araştıran birçok çalışma bulunmasına rağmen, B hücreli non-Hodgkin lenfoma progresyonunda tümör baskılayıcı etkisinin nasıl oluştuğu ile ilgili olarak yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bu sebeple çalışmada, DICER1 ve BAFF genlerinin B-NHL gelişimindeki rolünün ne olduğunun belirlenmesi amaç- lanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 1991-1997 yılları arasında İstanbul Üniversitesi, Onkoloji Enstitüsü, Klinik Onkoloji Anabilim Dalı’na başvur- muş ve B-NHL tanısı almış 60 hastaya ait DNA örnekleri dâhil edilmiştir. Kontrol grubu olarak hastalarla yaş, cinsiyet ve ırk olarak eşleştirilmiş 30 sağlıklı kişinin lenfositlerinden elde edilen DNA materyalleri kullanılmıştır. DICER1 geninde yer alan c.+3473A>G(rs3742330) polimorfizmi ile BAFF genindeki c.-871C>T(rs9514828) tek nükleotid polimorfizmi PCR-RFLP yöntemiyle incelenmiştir. Ayrıca DICER1 geninin 11. ve 25. ekzonları mutasyon varlığı açısından SANGER dizi analizi yöntemiyle değerlendiril- miştir. Kontrol ve hasta grubunun sonuçları polimorfizm ve mutasyon varlığı açısından Ki-kare ve Fisher testleriyle analiz edilmiştir. Bulgular: DICER1 genindeki c.+3473A>G(rs3742330) ile BAFF genindeki c.-871C>T(rs 9514828) polimorfik bölgeleri hasta ve kontrol grubunda incelenmiş ancak istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. DICER1 geninin 11. ve 25. Ekzonları araştırıldığında ise yine hasta ve kont- rol grubu arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç: Hasta ve kontrol grupları arasında bir farkın bulunmaması, B-NHL oluşumunda farklı genetik mekanizmaların etkisinin olabileceğini düşün- dürmektedir. Çalışmadaki popülasyon sayısının az olması, sonuçlar arasın- da anlamlı bir fark bulunamamasının nedenlerinden biridir. Daha geniş hasta ve kontrol grubunda ek çalışmalara ihtiyaç vardır.
  • Article
    Study of χcj Decaying Into K∗ (892) K¯
    (2025) Yağcıoğlu, Mert
    Kapalı alanda yerelleştirmeye yönelik artan talep, binalar içindeki kullanıcı konumlarını doğru bir şekilde belirlemek için gelişmiş yöntemlerin geliştirilmesine yol açmıştır. Bu çalışma, yakındaki erişim noktalarından (AP’ler) alınan WiFi sinyal güçlerini (RSSI) kullanarak bir kullanıcının konumunu gerçek zamanlı olarak tahmin eden bir kapalı alan yerelleştirme sistemini tanıtmaktadır. Rastgele Orman sınıflandırıcısına dayalı bir makine öğrenimi yaklaşımı, önceden toplanmış WiFi RSSI verileri üzerinde eğitilir ve yüksek tahmin doğruluğu elde etmek için dinamik girdiler üzerinde test edilir. Sistem, kullanıcıların canlı sinyal verilerini yüklemelerine ve konumlarını binanın bir kat planı üzerinde görselleştirmelerine olanak tanıyan bir grafiksel kullanıcı arayüzü (GUI) ile sorunsuz bir şekilde entegre olur. Eğitim ve tahmin veri kümeleri arasındaki uyumsuz özellik boyutlarının zorluklarını gidermek için, model uyumluluğunu sağlamak amacıyla özellik seçimi ve ön işleme yöntemleri uygulanır. Deneysel sonuçlar, sistemin 5 saniyelik gecikmeyle oda düzeyinde yer belirlemede %100 genel doğruluk sağladığını göstermektedir. Önerilen çözüm, akıllı evler, sağlık izleme ve güvenlik sistemlerinde potansiyel uygulamalarla kapalı alan yerelleştirmesi için uygun maliyetli, ölçeklenebilir ve kullanıcı dostu bir çerçeve sunmaktadır.
  • Article
    Mechanical Behavior of PCL Nano Fibers
    (2025) Tandoğan, Özden; Ak, Eda Yakıt
    Amaç: Günümüzde gençler arasındaki flört ilişkilerinde duygusal istismar giderek yaygınlaşmakta ve özellikle genç kadınların psikolojik sağlığını derinden etkilemektedir. Toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle normalleştirilen bu durum, genellikle fark edilmeden kalmaktadır. Bu çalışma, genç kadınların flört ilişkilerinde karşılaştıkları duygusal istismarın farklı boyutlarını anlamayı ve toplumsal farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır. Yöntem: Çalışma, Türkiye’de 18-24 yaş aralığında, flört ilişkilerinde duygusal veya fiziksel şiddete maruz kalmış on bir genç kadınla derinlemesine görüşmeler yapılarak gerçekleştirilmiştir. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla toplanmış ve Braun ve Clarke’ın (2006) tematik analiz çerçevesi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Katılımcılar, ilişkilerinin başlangıcında sosyal medya veya ortak arkadaşlar aracılığıyla tanıştıklarını ve partnerlerinin ilk etapta gösterdiği sevgi nedeniyle ilişkiye başladıklarını belirtmişlerdir. Zamanla, partnerlerinin kıskançlık ve kontrol edici davranışları nedeniyle ilişkiyi kaybetme korkusu yaşamışlar, bu da şiddetin normalleşmesine yol açmıştır. Fiziksel şiddet, genellikle dış görünüş veya kıskançlık nedeniyle yaşanırken; duygusal şiddet, hakaret, aşağılama ve psikolojik baskı şeklinde ortaya çıkmıştır. Bu deneyimler, duygusal tükenmişlik, düşük öz saygı ve bağımlılık gibi sonuçlar doğurmuş; bazı ilişkiler ise takıntı ve travma bağı ile karakterize olmuştur. Sonuç: Bulgular, genç kadınların flört ilişkilerinde duygusal istismarın ciddi psikolojik etkilere yol açtığını ve bu durumun toplumsal cinsiyet normları ile ilişkisel bağımlılık tarafından ağırlaştığını göstermektedir. Çalışma, flört şiddeti konusunda farkındalığı artırmak, eğitim programları geliştirmek ve psikolojik destek hizmetlerini erişilebilir kılmak gerektiğini vurgulamaktadır. Bu dinamikleri aydınlatarak, araştırma, genç kadınları güçlendirmek ve daha sağlıklı ilişkiler teşvik etmek için politika geliştirme ve müdahale stratejilerine katkıda bulunmaktadır.
  • Article
    Observation of Ψ(3686) → P(p)over-Barφ
    (2019) Önder, Ayda
    Viktorya Dönemi İngilteresi’nde birçok insan sadece Darwin’in evrim teorileri yüzünden değil aynı zamanda tersine evrim ihtimalleri sebebiyle endişeye kapılmıştır. Buna bağlı olarak, Stevenson ve Wells distopyalarını Darwin’in evrim teorileri ve Viktoryenlerin tersine evrim korkuları üzerine inşa ettiler. Dr. Jekyll ve Mr. Hyde’da, Stevenson insanın yabanileşmesini içgüdüsel dürtülerin dizginlenmesini isteyen Viktoryen ahlaki değerlerin baskıcılığının bir sonucu olarak hayal etmektedir. Romanında, sadece bastırılmış arzuların vahşete dönüşmesini değil aynı zamanda ağırbaşlılık maskesi ardında ahlaksızlıktan haz almanın bir sonucu olan sapkınlığı da ortaya koymaktadır. Benzer biçimde, Dünyalar Savaşı’nda Wells insanın yozlaşmasını toplumlardaki doğal seleksiyon fikriyle ile ilişkilendirmektedir. Wells, ayrıca, insan bedeninin bazı parçalarının fonksiyonunu üstlenerek ve insani duyguları ortadan kaldırarak teknolojinin insan evrimine dahil olduğu bir geleceği tahmin etmektedir. Her iki distopik romanın da, Darwin’in evrim teorileri ve tersine evrim ihtimali ile ilişkili olarak gelecek ile ilgili Viktoryen kaygıları yansıttığı sonucuna varılmıştır.
  • Article
    Search for the Decay Ds+ → A0(980)0e+νe
    (2021) Dursun, Nevra; Zengin, Mehmet; Havare, Semiha Battal; Kotil, Kadir
    Ekstramedüller plazmasitom nadir görülem plazma hücreli bir neoplazidir. Sıklıkla üst solunum yollarını tutar, göz tutulumu ise son derece \rnadirdir. Bu bildiride orbital kaynaklı bir ekstramedüller plazmasitom olgusu sunduk. 55 yaşında erkek hasta, sol gözde şişlik nedeniyle \ryapılan tetkiklerinde orbital yerleşimli 5×6 cm boyutlarında kitle tespit ediliyor. Kitlenin histopatolojik incelemesinde amiloid arasında bol \rmiktarda plazma hücreleri izlenmiş olup kappa-lamda ile monoklonalite görülmüştür. Olgu plasma hücreli neoplazi olarak rapor edilmiş \rolup tetkiklerinde başka bir odak tesbit edilmediğinden soliter plasmasitom olarak kabul edilmiştir. Ekstramedüller plazmasitom orbital \ryerleşimli kitlelerde akılda tutulmalıdır. Prognozu farklılık gösterdiği için tanısında sistemik bir plazma hücre diskrazisinin varlığı mutlaka \rsorgulanmalıdır.
  • Article
    Observation of the Decay Λc+ → Σ-Π+π+π0
    (2023) Dora, Serkan
    On dokuzuncu yüzyılda Paris dünyanın başkenti olarak kabul edilmektedir. Sanatsal ve bilimsel tüm yenilikler önce Paris’te yaşanmaktaydı. Bu yüzyılın en önemli sanatçılarının yolu tabiatıyla Paris’ten geçmekteydi. Bu sanatçıların bir çoğu gençlik dönemlerinde mutlaka bohem hayatın içinde boy göstermiştir. On dokuzuncu yüzyıl bohemyası hızlı ve sancılı modernleşme sürecinde gündelik hayatı anlamaya çabalamaktaydı. Bohemya’nın içinde ikonlaşmış isim flâneur Charles Baudelaire’dir. Baudelaire’in modern dünyaya karşı itirazı onu kalabalıkların içinde yalnızlaştırmıştı. Toplumun dışına itmişti. Bohemya yirminci yüzyıla doğru etkisini yitirirken hızla modernleşen ABD’de hobo kültürü boy göstermeye başladı. Hobolar 1929 yılında New York borsasının çökmesi ve büyük iktisadi buhranın güçlü etkileri nedeniyle ülke geneline yayılmıştı. Hobolar emekçi ve göçebe bir topluluktu. Kendilerine ait bir evleri yoktu. Amerikan toplumunun dışladığı bir topluluktu. Ancak evsiz hoboların bir bölgede yoğunlaştığı hobohemya olarak adlandırılan alanları ve tren istasyonlarının yakınlarında, kasabaların dış çeperlerinde kurdukları hobo ormanları vardı. Göçebelikten bir süre için vazgeçtikleri bu yerlerde birbirine benzer insanlar bir araya gelirdi. Buralarda sanat da siyaset de konuşulurdu. Flâneur toplum tarafından anlaşılmadığı için yalnızlaşırken hobo toplum tarafından itildiği için yalnızlaşmıştı. Flâneur bir düşünür gezerdi. Hobo ise iş bulmak için gezerdi. Herhangi bir hobonun akşam dönecek evi yokken bir bohemin çatı katında da olsa gidebileceği bir ev mutlaka vardı. Bu çalışmada modern topluma karşı mücadele veren hobo kültürü ile bohem kültürünün benzer yönleri ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Çalışmanın sonucunda her iki topluluğunda ana akım kültürün karşısında kendilerine has folklorik kültürlerini oluşturarak modern toplumun dayatmalarına kendi yöntemleriyle karşı gelmeye çalıştığı görülmüştür.
  • Article
    Observation of the Dalitz Decay η’→γe+e−
    (2023) Gökşen, Bahanur Garan
    Türk edebiyatının en özgün şairlerinden olan Gülten Akın’ın şiirleri gibi oyunları da kadına özel bir yer ayıran, kadının aile ve toplum içerisindeki konumunu sorgulayan, feminist okumalara elverişli metinlerdir. Batak, Babil’de Bir Kadın, Kızlar Değirmeni adlı oyunlarında kadının ataerkil toplum içerisindeki konumu “anne”, “eş”, “sevgili” rolleriyle temsil edilir. Erkeğin kadına yüklediği bu roller; toplum içerisinde kadının özgürlüğünü sınırlayan, sesini kısan, pasif bir özneye dönüştürerek eylemlerini engelleyen kalıplara dönüşür. Simone de Beauvoir; varoluşçu feminizmin temelini oluşturan İkinci Cins adlı eserinde, erkek yazarların yapıtları ekseninde ataerkil toplumlarda kadının nasıl ötekileştirildiğini derinlikli bir incelemeyle ele alır. Döneminde büyük ses getiren ve feminist incelemeler açısından önemli bir kaynak oluşturan bu eser, kadının ataerkil toplumda yüklenen rollerle olan savaşını ve kadın kimliğiyle var olma mücadelesini konu edinir. Gülten Akın’ın oyunlarına feminist bir okumayla yaklaşıldığında kadının toplumsal cinsiyet rollerinden kurtulma çabasının, kendi kimliğini oluşturma savaşının ve özgürlük arayışının oyunların öne çıkan yönleri olduğu görülür. Oyunlardaki kadınlar bazen ataerki karşısında durarak varoluşsal bir mücadeleye girişirken bazen de edilgen bir konumda erkeğin otoritesine boyun eğer. Gülten Akın, kadının varoluş mücadelesini merkeze alan oyunları vasıtasıyla erkeğin “anne”, “eş”, “sevgili” rolleri ile sınırlandırarak ötekileştirdiği kadınlar üzerine okurları düşünmeye teşvik eder. Bu yazıda feminist eleştirinin önde gelen yazarlarının ve bilhassa Simone de Beauvoir’ın varoluşçu feminizme dair çalışmalarından hareketle Gülten Akın’ın üç oyunu incelenecek, bu oyunlardaki kadın karakterler ekseninde kadınların yüklendiği rollerle ataerkil sistem içerisinde varoluş savaşı değerlendirilecektir.